Kavramlarımız muhatabımızla ilişkimizin kapılarını aralayacak birer anahtardır. En basit eşler arasında eğer ortak bir kavramsal bütünlük yoksa, o hanede hır-gürün eksik olmayacağı muhakkaktır. Zira her iki taraf da farklı bir dille konuşur. Elbette bu dile rengini veren de kavramlardır. Toplumlar söz konusu olduğunda da durumun pek farklı olduğu söylenemez. Toplumun kendini ifadelendirdiği dil, ancak hamurunu yoğuran kültürün hâkim kavramlarının ayırtına varılarak anlaşılabilir. Bunu yapmak yerine, yeni bir 'kavramlar hiyerarşisi' boca etmeye ya da kendi kendinize bu hiyerarşiyi 'yedirmeye' çalışırsanız ya içinde yaşadığınız toplumun gerçekleriyle bağdaşmayan bir şaklaban olur ya da kendisinin farkında olmayan bir zavallı haline gelirsiniz.
Ülkemizin pek garip ve yakından incelenmeye muhtaç iki çeşit insanı var. İlki, dünyanın gidişatını şekillendiren faktörün hâlâ gerçekten din olmadığına inanan saf garibanlar; diğeri de dünyanın gidişatını şekillendiren faktörün din olduğunun bilincinde olup da bu dinin İslam olmasını istemeyenler. Dikkat edin, Türkiye'deki laiklik tartışmalarında bu iki tipten birisi mutlaka yaygaracıdır. Benim şahsi düşüncem, ilkinin ülkemizde daha yaygın oluşudur.
Bu insanlar, bizimle özgürlük, demokrasi, laiklik, insan hakları vb. gibi kavramlarla konuşup, sözüm ona bizim 'sahip olmadıklarımızla' bizi susturmayı denemeye çalışırlar. Oysa biz eğer susarsak, sahip olmadıklarımızın utancıyla değil, konuştukları dili anlamayışımızdan susarız. Zira sahip olduklarımız demokrasi, insan hakları vb. gibi kavramlara sıkış(tırıl)amayacak kadar mühim ve zengindir. Bu şaklabanların karın ağrısını anlayabilip, onları en azından kendi içlerinde tutarlı görerek bir kenara bırakabiliriz. Yani ne olduklarını biliyoruz.
Lakin bizim bir de kendisinin farkında olmayan bir zavallı güruhumuz var. Bunlar da giderek daha fazla kutsallık atfettikleri ve dillerine pelesenk ettikleri kavramlarla her geçen gün kendilerinden biraz daha uzaklaşıyorlar. Elbette bahsettiğim aynı kavramlar. Ama bu insanların farkı, aslında bu kavramlara ihtiyaçlarının olmayışı... Ne demek istiyorum? Belki sorular sorarak şöyle izah edebilirim:
Mesela başörtüsünü ısrarla insan hakları üzerinden savunan veya dillendiren insanlar, bu minvalde eşcinsellerin taleplerini de insan hakları çerçevesinde kabul ediyorlar mı?
Biz İslam ahlakına teslim olmayanların 'esfel-i safilin' olabileceklerini kabul ediyoruz. İnsan olmayı başaramamışlardan bir 'insan hakkı' talep etmek utandırıcı ve acizce görünmüyor mu?
Kendi var oluş bütünlüğümüzün bize sağladığı cesareti kuşanamayıp başkalarının var oluş sıkıntısı çeken dünyalarına dâhil olmaya çalışmak beyhude görünmüyor mu?
Başörtüsü meselemiz olgunluğumuzun, cesaretimizin, inancımızın rengini, seviyesini faş eden bir sınamadır. Bu sınamayı ancak savunma zeminimizi doğru belirleyerek geçebiliriz. Burada 'savunma zeminimiz' anahtar kelimedir. Bu kavram üzerine bir başka zaman kafa yorabiliriz.
09.06.2009Milli Gazete

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder