8.11.2010

hem başörtüsü hem kadınlık yasaklandı | aynur erdoğan



28 Şubat sürecinden sonra bugün başörtüsü özgürlüğünün konuşuluyor oluşu önemli bir gelişme. Ancak başörtülü kadınların siyasi rüzgarın yönüne göre belli aralıklarla hayatlarında “ayrımcı” bir uygulamaya maruz kalmaları sosyal ve bireysel hayatlarını etkileyecek şekilde önlerinin kesilmesi artık bu meselenin tam bir özgürlüğün teminiyle ülke gündeminden çıkması beklentilerini artırdı.

Meselenin bütün boyutlarıyla anlaşılabilmesi için yeterli araştırmanın yapılmadığı ve düşünsel ürünün ortaya konulmadığı bir gerçek. Yaşadığımız coğrafyanın kültüründe bu kadar tanıdık bir olgunun yasakların ve tartışmaların konusu oluyor oluşu da dahil olmak üzere sorunun siyasi, ekonomik, sosyal, tarihi boyutlarında derinleşen analizlerinin yapılabilmesi için bütün yönleriyle konuşulabilir olması gerektiği açık.
Hem meselenin anlaşılmasına hem taleplerin/çözümlerin sağlıklı bir şekilde ifade edilmesine katkıda bulunmak amacıyla Dünya Bülteni olarak hazırladığımız başörtüsü dosyasında farklı alanlardan fikir ve kanaat sahibi etkin isimlerle başörtüsü yasağını, özgürlüğünü ve makro planda sorunun oturduğu yeri sorguladık.

Dosya konuklarımız
Abdurrahman Arslan (yazar), Ahmet Faruk Ünsal (Mazlum-der Genel Başkanı),Dr. Alev Erkilet (sosyolog), Cihan Aktaş (yazar) ve Muharrem Balcı (avukat) bazen kesişen bazen farklı zaviyelerden farklılıklar içeren görüşlerini bizlerle paylaşma samimiyetini gösterdiler. Kendilerine teşekkür ediyoruz.

Bu soruşturma dosyasını da hazırlarken eksikliğini hissettiğimiz en önemli konu, Türkiye’de başörtülü olduğu için mağdur edilen kız/kadınlar hakkında kapsamlı bir raporun olmayışı oldu. Ancak yasağın etkilediği toplumsal kesimin nicel büyüklüğü, yasağın sonuçlarına dair gerek sözlü gerek yazılı birçok veriye ulaşılmasını kolaylaştırıyor. Ayrıca yapılan alan araştırmaları da yasağın örtülü kadının hayatını ne denli etkilediğine dair hayli ipucu vermektedir.

Bu araştırmalardan Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği’nin 2007 yılında yaptığı “Türkiye’nin Örtülü Gerçeği” başlıklı alan araştırması, yasağın toplumsal maliyetine dair fikir verecek mahiyette. Bu araştırmaya göre, yasaktan ötürü deneklerin %35’i başını yasağın uygulandığı yerlerde açmak zorunda kalırken %40.5’i açmayarak eğitimini tamamlayamamış veya işini kaybetmiştir. Başını tamamen açanların oranı %1.2. %19.9’u ise peruk/şapka/bere vs. kullanarak yasağa direnmeye çalışmış. Ancak bunların 16.6’sı başörtülerinin yerine bu tür bir malzeme kullanmak zorunda kaldıkları için kendilerini başkalaşmış hissettiklerini ifade etmiş. Yine başörtüsünü çıkaran kadınların %71’inin kişiliğinin zedelendiğini ve %63’ünün kendini hakarete uğramış hissetmesi yasağın başörtülü kadını sosyal ve ekonomik olarak etkilemenin yanında psikolojik olarak da sarstığını ortaya koymaktadır. Deneklerin %9.2’sinin psikolojileri bozulduğu için ilaç tedavisi görmüş olması yasağın toplumsal hayattaki maliyetine dair fikir vermektedir.
Başörtüsü özgürlüğünü parçalayarak eğitim hakkına indirgemek başörtülü kadının hayatını bir nebze rahatlatsa da eğitim aldıktan sonraki uzun hayat mücadelesinde onu yasağın acı yüzüyle karşı karşıya bırakmakta. Kadınlar başlarını örttüğü için iş bulamamakta, mesleklerinin dışında başka işler yapmak zorunda kalmakta veya düşük ücretle çalıştırılmaktadırlar. Başları örtülü olduğu için arka planda çalışmak zorunda kalmaları da diğer bir ayrımcılık biçimi olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim TESEV’in bu yıl yaptığı ve henüz özeti yayınlanan “Uzman Mesleklerde Başörtülü Kadınlar: 2010 Türkiye’sinde Ayrımcılık Meselesine Yeniden Bakmak” araştırmasında kamuda süren çalışma yasağının özel alanlara yayıldığı tespiti yapılmaktadır. Buna göre, özel şirketlerde çalışan başörtülü kadınlar işe alınma, çalışma ve terfi süreçlerinde engelle karşılaşmakta ve ücret politikalarında ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder