4.01.2010

'yas günlüğü'nden | roland barthes




1977

29 ekim
onun yokluğundan önceki arzularım şimdi artık gerçekleşemez, çünkü bu durumda bunları gerçekleştirmeme onun yokluğu olanak vermiştir anlamı doğacaktır -benim arzularım açısından onun yokluğu kurtarıcı olabilecektir bir anlamda. ancak onun yokluğu değiştirdi beni, eskiden arzuladıklarımı arzulamıyorum artık. yeni bir arzunun, onun yokluğundan sonraki bir arzunun oluşmasını beklemek gerek- bunun oluşacağını farz edelim.

11 kasım
yalnızlık = evinde kendisine "şu saatte dönerim" denebilecek ya da "işte, döndüm" diye telefon edilebilecek (ya da denebilecek) birinin bulunmayışı.

21 kasım
her yerde canım sıkılıyor.

24 kasım
şaşkınlığım ve sanki tedirginliğim (keyifsizliğim) aslında bir eksiklikten değil de (ben bunun bir eksiklik olduğunu söyleyemem, hayatım karmakarışık durumda değil) bir yaradan, sevginin yüreğini acıtan bir şeyden kaynaklanıyor.

28 kasım
kime şu soruyu sorabilirim (yanıt almak umuduyla?)
insanın, artık sevdiği kişi yanında olmadan yaşayabilmesi onu sanıldığından daha az sevmiş olduğu anlamına mı gelir?

9 aralık
yas: keyifsizlik, olası bir duygusal şantajdan yoksun durum.

11 aralık
şimdi benliğimde yavaş yavaş şu ciddi (umutsuz) tema yükseliyor: bundan böyle hayatıma hangi yönü vereceğim?

1978

16 ocak
başkalarına, başkalarının yaşama isteğine, başkalarının dünyasına güçlükle katlanıyorum. başkalarından uzaklaşma kararı çekici geliyor bana.

22 ocak
ben yalnızlığı istemiyorum ama yalnızlığa gereksinim duyuyorum.

18 şubat
yas: değişmeyen ve zaman zaman ortaya çıkan bir şey olduğunu öğrendim: aşınmıyor çünkü sürekli değil.

kesintiye uğramalar, başka bir şeye doğru şaşkınca sıçramalar eğer monden bir sıkıntıdan, bir nezaketsizlikten kaynaklanmıyorsa depresyon artar. ama eğer bu "değişiklikler" (zaman zaman olma özelliğini, durumunu sağlayan şeyler) suskunluğa, içine atmaya doğru gidiyorsa, yas yarası daha yüksek bir düşünceye geçer. Üzüntüden Çılgına Dönmöenin Bayağılığı -eşit değildir- Yalnızlığın Soyluluğu.

2o mart
madam panzera, "zaman yası dindirir" diye bir söz vardır demişti bana. hayır, zaman hiçbir şeyi geçirmez; yasın o telaşlı, heyecanlı halini geçirir yalnızca.

22 mart
heyecan (telaş ve üzüntüye kapılma) geçer, keder kalır.

25 mart
dün, damisch'e telaş ve üzüntüye kapılmanın geçtiğini, kederinse kaldığını anlattım. o da bana şöyle dedi: hayır, telaş ve üzüntüye kapılma geri gelir, göreceksiniz.

12 nisan
anımsamak için mi yazmalı? anımsamak için değil de mutlak olarak beliren unutmanın büyük acısına karşı koyabilmem için yazmalı. kısa süre sonra artık hiçbir iz kalmayacak, hiçbir yerde, hiç kimsede.

"anıt"ın gerekliliği.
memento illiam vixisse.*

* unutma, bu kadın da yaşamıştı.

18 nisan
onu kaybettiğimden beri, kendisinden kısa süre uzak kaldığım yolculuklardaki o özgürlük duygusu yok artık içimde.

27 nisan
herkesin bana "burada unutman için her şey var" dediği yerde ben daha az unutuyorum.

1 mayıs
demek ki, yasta (bu türden olanında; yani benim yasımda) ayrılığa kesin ve yeni bir alışma vardır; çünkü, önceden eğreti (acemice, başkalarından, felsefeden, vb. gelmiş) bilgiden başka şey değildi, ama şimdi artık bu benim kendi bilgim oldu. canımı benim yasımdan daha çok acıtamaz kesinlikle.

9 haziran
(yas)
sürekli değil, ama devinimsiz.

13 haziran
yası (kederi) ortadan kaldırmamalı (zamanla ortadan kalkar düşüncesi saçmadır) da onu değiştirmeli, dönüştürmeli, dural bir durumdan (birikme, tıkanma, aynı olanın yinelemeli geri dönüşleri) akıcı bir duruma geçirmeli.

16 haziran
'belki de henüz erken'...
ne bu yani, hep aynı doksa (dünyanın en iyi niyetli olanı); yas olgunlaşacaktır (yani zamanla bir meyve gibi dalından düşecek, ya da bir çıban gibi patlayacaktır).

ama bana göre yas devinimsizdir, belli bir sürece bağımlı değildir: 'onunla' ilgili olarak hiçbir şey henüz erken değildir.

20 temmuz
(yas)
kedere karşı, sanki bir hastalıkmış gibi, "sahiplenilmiş bir şeymiş" gibi, bir yabancılaşmaymış gibi (sizi yabancı kılan bir şeymiş gibi) -depresyon bahanesiyle- bir ilaçtan medet umma olanaksızlığı, bayağılığı; oysa keder, özde var olan kişisel bir şey...

1 ağustos
kederim ifade edilemez, ama yine de söylenebilir. dilin bana "dayanılmaz" sözcüğünü sağlaması bile doğrudan doğruya belli bir "dayanırlık" sağlar.

3 ağustos
(yas)
eve dönmek istiyorum! diyebilecek zamanı bulamayacağım yolculuklar yapmak istiyorum yalnızca.

31 aralık
keder son derece büyük, ama benim üstümdeki etkisi (çünkü keder kendi başına bir şey değildir, yolundan sapmış etkiler dizisidir) bir tür birikinti, pas, yüreğimin üstüne çökmüş bir tür çamur: bir yürek acısı (aşırı uyarılırlık, sinirlenme, kıskançlık, sevgi eksikliği)...

1979

17 ocak
yavaş yavaş özlemin etkisi belirginleşiyor: yeni hiçbir şey oluşturma isteğim yok (yazı alanı bunun dışında): hiçbir dostluk, hiçbir sevgi, vb.

1 eylül
bir şeyin tersi onun karşıtı değildir.

mutsuz olduğum bir yerden ayrılıyordum, bu da beni oradan ayrıldığım için mutlu etmiyordu.

1 eylül
keder, hiçbir yerde rahat olamama, ardından gelen bezginlikler, sinirlenmeler ve pişmanlıklar; bütün bunlar pascal tarafından "insanın sefaleti" deyişi altında belirtilmiş.


çev. mehmet rifat - sema rifat, yky.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder