ne?
İşgallerle, savaşlarla, darbelerle, ekonomik ambargolarla, yerel kültürleri yok edilen tüketim toplumuna dönüştürülen, ekonomik çıkarlar uğruna ekolojik düzeni bozulan dünyamız ve tehdit altındaki geleceğimiz, özgürlükleri kısıtlanan her ülke, her coğrafya; görülmeye, hatırlanmaya, gündeme getirilmeye ve el uzatılmaya muhtaç... Biz bu ortamın oluşmasına sebep olan her yapı, her kurum ve her oluşumdan hesap sorulması ve onlara karşı mücadele edilmesi gerektiğine inanıyoruz.
neden?
Çünkü bugün dünya, uluslararası hak ihlallerini, tarafsızlığı tartışmalı örgütlerin verdiği bilgilerle öğreniyor ve onların oluşturduğu gündemleri tartışıyor. Sorunların çözümüne katkı sağlayabilmek; kuşatıcı ve adilane bir yapı oluşturmak ve haksızlıklara karşı durabilmekle mümkündür. Farklılıklarımızı bir zenginlik olarak görüp her zaman haklı olanın yanında yer almak, haksızlık oluşturan etkenleri ortadan kaldırmak ve gücümüzün yettiği kadarını yapmak hepimizin sorumluluğudur. Biz yaşanan olumsuzlukların safında değil, karşısında olduğumuzu göstermek, yaptırımların vicdani alanın ötesine taşınmasına katlı sağlamak istiyoruz. Eğer inancımız, kariyerimiz ya da diğer özelliklerimiz, insanlığımızın gerektirdiği temek hassasiyetlerimizin önüne geçerse, benzer sorunlar da bir gün mutlaka bizi de kuşatacaktır.
nasıl?
Bu meseleyi kendine dert edinen; sanatıyla, eğitimiyle, emeğiyle, ekonomik varlığıyla, yetenekleri ve becerileriyle buna destek vererek sahip çıkabilecek herkesle... "Yerinde gözlem" , "raporlama" , "gündeme getirme" , "deşifre etme" ve mümkün olan daha birçok araç ve yöntemi kullanarak... Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın, mensubu bulunduğumuz medeniyetin temel dinamiklerinin, köklü tarih bilincimizin, sahip olduğumuz değerlerin, bize yüklediği sorumluluğun farkında olarak... Bütün bunların gerçekleşmesine katkı sağlamak için... Gelin birlikte yürüyelim...
olup biten...
İnsanların doğuştan sahip olduğu temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği ve tehdit altında olduğu durumlarda vicdan sahipleri tarih boyunca haklının tarafında olmuşlardır. Bireysel duyarlılıklar ve kurumsal yapılar din, dil, ırk, statü, cinsiyet ve coğrafya ayrımı yapmaksızın hak ihlallerine karşı mücadele etmişlerdir. Köle ticareti, atom bombaları, soykırımlar ve savaşlarla kirletilmiş bir insan hakları kaydına sahip dünyamızın yakın tarihi, 11 Eylül sonrasında yeni bir ihlaller dalgasına teslim olmuştur. Özgürlük ve demokrasinin beşiği olma iddiasındaki hegemon güçler, “amaca giden her yol meşrudur” düşüncesiyle Makyavelist akımın yeni temsilcileri haline geldiler. Uluslararası norm ve belgelerin hiçe sayıldığı, sözde “teröre karşı” başlatılan savaş ve “önleyici saldırılar” gibi kavramlarla devlet eliyle terör estirilirken, bu haksızlık ve hukuksuzluklar karşısında suskun kalan uluslararası hukukun meşruiyeti sorgulanmaya başlanmıştır. Bu sebeple “kazanan” olmaya alışmış devletler, bir yandan da “yumuşak güç” kartını oynayarak küresel çapta bir “yeni-sömürgeci” tavır sergilemektedir. Bu sömürgeci anlayış ahlaki ve kültürel tahribat meydana getirirken Hollywood filmleri, sanat ve edebiyat ödülleri ve medya aracılığıyla kendini haklı konumda gösterme çabasındadır. Soğuk Savaş sonrası değişen güç dengesinde dünya kimi zaman çok kutuplu ama çoğunlukla da ABD ve İngiltere-Fransa-Almanya eksenindeki Avrupa liderliğinde tek kutuplu bir uluslararası sisteme mahkum olmuştur. Amerika ve Avrupa devletleri yeni iç ve dış tehditler üreterek ulusal bütünlüklerini, siyasi ve ekonomik çıkarlarını güvence altında tutmaya çalışmaktadır. Bu arada üretilen “ya benimlesin, ya da karşımda!” dayatmalarıyla kendi politikalarını benimsemeyen bütün halklar düşman ilan edildi. Yüzyıllar öncesinden kullanıla gelen sömürgeci zihniyet ve beyaz adamın ilahi bir seçilmişlikle yüklendiği “öteki dünyaya medeniyet götürme” misyonu yeni ihlalleriyle devam etmektedir. Ulus-devletlerle sınırlanmış bir uluslararası sistemde devletler hâlâ en önemli aktörler konumundadır. Ulusal hukukun çoğu zaman manipülasyona açık hali bireyleri güvensiz bir yaşam alanıyla sınırlamaktadır. Son yarım yüzyılda birey yahut gurupların temel hak ve özgürlüklerinin gasp edildiği durumlar sıkça gündeme gelmektedir. Hem Rusya’nın hem Amerika’nın “terörle savaş”ının kurbanı olan Afganistan; sivillerin hedef alınması, şüphe üzerine tutuklamalar, hava bombardımanları, Guantanamo hapishanesinde yapılan akıl almaz işkenceler, kara mayınları tehdidi, mültecilik gibi sorunlarla baş başa bırakılmış, hak ihlalleri günlük, sıradan olaylar haline gelmiştir. Irak’a özgürlük götürme operasyonu sonucu; istikrarsızlık ve şiddetin hakim olduğu bir ülke meydana getirilmiş, insan hayatını hiçe sayan, ölü sayısına her gün yenilerinin eklendiği bir sistem kurulmuştur. Batı tipi demokrasi ve yaşam tarzının barışı tesis edeceğine dair umutlar ise Avrupa’nın göbeğinde öteki olmaktan kurtulamamış Bosna Hersek’te NATO ve BM güçlerinin müdahil olduğu bir savaş ortamında soykırımla yok edilmiştir. Kafkasya bölgesinde hakimiyetini ve gücünü korumak için baskı ve şiddet yolu ile asimetrik müdahalelerde bulunan Rusya, bölgede en büyük güç olarak yer almaktadır. Filistin’de egemen bir ülkenin toprakları pervasızca işgal edilirken, sadece insanları değil tüm ekolojik dengeyi yok eden kimyasal silahların kullanılması da uluslararası hukukun yok sayıldığını göstermektedir. Afrika’da; Sudan, Somali ve diğer ülkelerde yaşanan sömürge mirası içsavaşlar, Doğu Türkistan halkının Çin tarafından zorla asimile edilme çabası, Güneydoğu Asya’da Tayland, Burma, Hindistan, ve Filipinler gibi ülkelerdeki etnik ve dini azınlıklar, nesillerdir insanca bir yaşam sürme mücadelesi vermektedir. Çoğu zaman uluslararası insan hakları kuruluşlarının gözünden kaçan, ispat ve tespit edil(e)meyen, sayıları bilinmeyen ihlaller dünyanın en ücra köşesinden, medeniyetlerin doğduğu şehirlerin merkezine kadar uzanmaktadır. Avrupa ülkelerinin sömürü politikaları sebebiyle, hayatta kalma umutlarını, dünyanın farklı ülkelerine göç etmeye bağlayan Afrika insanı, ironik bir biçimde çareyi yine Avrupa ülkelerine iltica etmekte bulmaktadır. Afrika insanıyla aynı kaderi paylaşan, dünyanın farklı coğrafyalarında mağdur edilmiş milyonlarca mülteci de gittikleri ülkelerde ırkçı tavırlar, toplum içindeki sosyal ve hukuki statüleri, yasaların uygulanmasındaki aksaklıklar ve tahammülsüzlüklerle karşı karşıya gelmektedir. Avrupa ülkelerinde toplum gitgide çok kültürlü ve çok dinli bir yapıya evrilirken, farklılıkların tehdit olarak algılandığı, ırkçı ve milliyetçi söylemlerle ötekileştirilen azınlıklar günübirlik siyasi çıkarlara feda edilmektedir. Bütün bu uygulamalar, hak ihlalleri mevzuunu her an, her bir dünya insanının benzer mağduriyetler yaşayabileceği gerçeğini gündeme getirmektedir. ABD, bir taraftan Asya ve Afrika’daki hegemonyasını sürdürürken, bir taraftan kendi coğrafyasındaki halklarla da sorun yaşamaya devam etmektedir. Orta ve Güney Amerika’da Venezuella ve Arjantin başta olmak üzere neredeyse bütün yönetimler, en büyük dış tehdit olarak ABD’yi görmektedir. Ortadoğu; kendi halklarının özgürlüklerini alabildiğine kısarak mevcudiyetini sürdürmeye çalışan yönetimler tarafından idare edilmektedir. Coğrafyanın herhangi bir parçasında, diğer Arap ülkelerine örneklik teşkil edebilecek özgürlükçü ve adilane yönetim çabaları, ortak bir baskıyla, çok hızlı ve çok sert bir biçimde susturulmaktadır. Yeni sömürgeci anlayış ile gücü elinde bulunduran devletler, ülkeler üzerindeki yaptırımlarını arttırmak için yanlı tarih sorgulamaları yapmakta ve bu alanda kamuoyu oluşturmaktadır. Tarihe bakış açıları bugünün devlet politikalarında baskı aracı olarak kullanılmaktadır. Bugün dünya üzerinde 35.000 global şirket bulunmakta ve söz konusu bu şirketlerin ellerinde bulunan mali güç, siyasal iktidarları direkt olarak etkilemektedir. Şirketlerin özellikle medya kanalıyla benimsettikleri ve dünya çapında yaygınlaştırdıkları ortak kültür, öncelikle çocuklardan başlayarak, tüm toplumları etkilemekte ve her ülkede kendi faaliyet alanını oluşturmaktadır. “Yeni Sömürgecilik” olarak da adlandırılan bu yöntemle, sermayeyi en ucuza elde eden ve en yüksek kârı getireceği yerde kullanan çok uluslu şirketler, bugün aldıkları kararlar ve uyguladıkları politikalarla, dünyanın gidişatına yön vermeye devam etmektedir. Kültür ve sanat alanındaki çalışmalar toplumları yozlaştırmakta ve toplumsal değerleri tahrip etmektedir. Sanattan daha çok siyasal amaçlara hizmet eden yapıtlar, toplumun duygu ve düşüncelerini çıkarlar doğrultusunda yönlendirip, yeni bir dil ve yeni bir yaşam tarzı sunarken kültürleri sömürmektedir. Oscar ve Nobel başta olmak üzere, bilim, kültür ve sanat alanında verilen birçok ödül, uluslararası güçlerin sömürü politikalarını meşrulaştırmak için birer araç olarak kullanılmaktadır. Öte yandan sağlık alanında ortaya atılan manipülasyonlar insanların yaşam hakkını ihlal etmekte ilaç sektörünün önde gelen firmalarına rant sağlamaktadır. Genetiği değiştirilmiş organizmalar ve besinlerle ekolojik düzen tahrip edilerek sadece ekonomik menfaatler uğruna insan hayatına dolaylı olarak olumsuz yönde müdahale edilmektedir. Sağlık alanından, eğitime, sanattan, ekonomiye, bilimden siyasete kadar insan hayatını etkileyen tüm alanlar güç sahiplerinin çıkarları doğrultusunda yönetilerek sömürülmektedir. Bu haksız uygulamaları belgelemek ve suçluları teşhir etmek, hem tarihe not düşmek hem de hesap sorma mekanizmalarına dayanak oluşturmak ve uluslararası hukuku harekete geçirmek ise hak temelli örgütlerin görevidir. Tecrübelerimiz şunu gösteriyor ki, hukuki ve siyasi güvenceler tek başına onurlu bir insan yaşamını garantileyememekte ve ihlalleri önleyememektedir. Öyleyse ihtiyacımız olan şey; küresel ölçekte bir dönüşüm için “hak kültürünü” de miras bilerek yola çıkmaktır. Uluslararası Hak İhlalleri Merkezi (UHİM) bu dönüşüme ulaşmak için atılmış umutlu bir adımdır.
çalışma alanları...
Din, dil , ırk, etnisite ve dünya görüşü farklılıklarının yol açtığı sorunlar,
Batı’nın tekelindeki kaynak ve imkanlara erişimdeki fırsat eşitsizliği,
Ticari bir faaliyet alanı ve bir sömürü aracı olarak kullanılması,
Toplumların kültürlerini ve değerlerini asimile etmeye dönük kuram ve uygulamaları,
Kendi değer yargıları ve amaçlarına uygun bir sistem isteyen egemen sınıfların müdahaleleri ile EĞİTİM
Çatışma ve savaşlardaki rolünün ortaya çıkarılması,
Hukuksal sahipleri ve kullanım hakları,
Ülkelerin doğal kaynak tüketimindeki payları ile Doğal Kaynaklar
Doğal dengenin korunması,
Organizmalar üzerindeki çalışmaların insan hayatına ve geleceğine etkileri,
Yapılan çalışmaların amaçlarının incelenmesi,
Doğal gıdaların genetiğinin değiştirilmesinin gelecek nesile etkisinin araştırılması ile EKOLOJİ
Çıkarların savaşların gidişatına etkisinin araştırılması,
Savaş ve çatışmalarda üstlendiği rolün gündeme getirilmesi,
Siyasi yaptırımlar ve hayatı yönlendirmedeki etkileri ile EKONOMİ
Gizli hapishaneler ve hapishane şartları,
İşkence ve soykırımı önleyecek yaptırımların araştırılması,
Din, dil, ırk, statü her türlü ayrımcılığın gündeme getirilmesi ve çözüm önerilerinin sunulması
Kişilerin temel haklarının ulusal ve uluslararası platformda korunması ile HUKUK
Çalışmaların toplum değerlerlerine etkilerinin araştırılması,
Sunulan yeni ortak kültürün zihinlere müdahalesinin incelenmesi,
Ülkelerin tarih sorgulaması ve sonuçlarının günümüz hukukunda yeri ve önemi,
Yarışma ve ödüllerin taşıdığı kaygıların ortaya konulması ile TARİH, KÜLTÜR ve SANAT
Toplumsal algıyı korku politikaları ve propagandalarla yönlendirmesi,
Halk içinde ötekileştirme , kutuplaşma ve ayrımcılık yaratması,
Şiddete, linç girişimine ve nefret suçlarına zemin hazırlaması,
Uluslararası sömürgecilikteki rolü ile MEDYA
Gelişmelerin insan hayatına müdahaleleri ve sonuçlarının raporlanması,
Çalışmaların hangi kaygılarla yapıldığının incelenmesi ,
Çalışma yöntemlerinde insan haklarının korunması,
Ortaya atılan manipülasyonların nedenlerinin araştırılması ile SAĞLIK
Ortaya çıkmasında etkin rol oynayan sebeplerin incelenmesi,
Sistemdeki adaletsizlik ve çözüm önerileri,
Taraflar arası silah kaynaklarının sorgulanması ile İç Çatışmalar
Farklılıkların öne çıkartılmasının önemi ve nedeni,
Destekleyen ve finanse eden kurumların hukuksal durumları,
Sona erdirecek ulusal ve uluslararası güçlerin görevleri ile Etnik ve Dini Çatışmalar
Kavramı ortaya çıkaran nedenler,
Hukuksal statüleri ve uğradıkları haksızlıklar,
Devlet politikalarındaki rolünün gözlemlenmesi ile Mülteci
Gerekçe gösterilen sebeplerin araştırılması,
Ülkelerin ve Uluslararası Kurumların savaşsız çözüm yollarını geliştirmesi,
Uluslararası askeri ve siyasi kurumların savaş kararları alan ülkelere yaptırımları,
Savaşlarda yaşam hakkını ihlal eden müdahalelerin gündeme getirilmesi ile SAVAŞ
Uluslararası hukukun belirlenmesinde üstlendiği rol,
Siyaset kavramlarının hukuk alanındaki etkisi,
Güçlü siyasi otoritelerin gelişmekte olan ülkelere müdahaleleri ile SİYASET

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder