
“Bir arkadaşımız İsrail’e gitmişti. Biraz Filistin’de de kaldı. Bana çok enteresan bir şey anlattı. Orada doktora yapan çok akıllı bir arkadaş… ‘Beş altı ay kaldım İsrail’de. Bir barış organizasyonunun yönetim kuruluna girmem için bana teklifte bulundular.’ dedi. ‘İsrailliler tarafından teklif edildim.’ diyor. ‘Orada bir Filistinli mani oldu buna. Gördüm ki o Filistinli bir silah tüccarı. Bu kavganın devamını istiyor. Alış verişi var o işte. Belki başa yakın çok insanlar da aynı şeyi düşünüyorlar.’ dedi. Dolayısıyla birileri bu türlü hadiseleri hep canlı tutmak suretiyle bir yere varmak istiyor.” [röportajın tamamı]
Bu demeci hoca efendi 23 Mart 2004 tarihli zaman gazetesine, Nuriye Akman’a veriyor. Yani şeyh Ahmet Yasin’in katil israil köpekleri tarafından, tekerlekli sandalyesine füze atılarak şehit edildiği 22 Mart 2004 tarihinden bir gün sonra. Ne diyor mütehassis hoca efendi; Filistinlilerin barıştan yana olmadıklarını, silah tüccarlığı yaptıklarını ve baştakilerin de aynı şeyleri düşünüyor olduklarını ‘çok akıllı bir arkadaş’tan öğrendim diyor. Bir gün önce teröristlerce şehit edilmiş olan Ahmet Yasin’in kanı henüz tazeyken israili barışçıl, Filistin’i silah kaçakçısı olarak değerlendirmek ah ne kadar mütehassis bir değerlendirme değil mi? Bu hangi vicdana sığar, hangi müslümana yakışır? Hadi diyelim ki kardeşlerinin yaptığı seni memnun etmiyor, kardeşlerini öldürenlerin eline koz vermek de ne? Kardeşlerin onların ırzına geçenlerden, mallarını, canlarını, topraklarını talan edenlerden, nesillerini katledenlerden daha mı çok kızdırıyor seni? Ama muhakkak bu işte de bir keramet vardır. Mübarek, israilin meşruiyetinde bir keramet görüyordur besbelli.
Fethullah Gülen cemaatini ve hizmetlerini karalamak, lekelemek gibi bir niyetimiz yok. Tabanın hassasiyetlerinin, halis niyetlerinin farkındayız. Ancak bu aptal olmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Zira cemaatin tavanı İslami mücadeleyi mücadele olmaktan çıkarmakta, hassasiyetlerimizi bir başka mecraya, kanala çekmektedir ve bunun için elinden, dilinden gelen her şeyi yapmaktadır. Hiçbir izan yukarıdaki hadiseyi izah edemez. Fethullah hocanın kerameti israilin alçaklığından daha mı inandırıcı? Bunu özellikle cemaatçilerin görmesi şarttır. Yoksa her konuşana aynı zırvalıkla cevap verirler, bir keramet ararlar. Yani DERDİM GÜLEN HAREKETİ DEĞİL. TABANIN TAVANIN KERAMETİNE ŞARTLANMIŞ OLMASIDIR. BU BEKLENTİ DE GÖZLERİNİ KÖRELTMİŞ, ONLARI BAKAR KÖR, İŞİTEN SAĞIR, KONUŞAN DİLSİZ HALİNE GETİRMİŞTİR. DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE FETHULLAH GÜLENİN AÇIKLAMALARININ KENDİ CEMAAT ÇIKARLARI DIŞINDA MÜSLÜMANLARA EN UFAK, ZERRE KADAR HİÇBİR FAYDASI YOKTUR. BUNU GÖRMEK İÇİN ÇOK ZEKİ OLMAK GEREKMİYOR. GÜLEN HOCANIN AÇIKLAMALARININ, NEREDE, NE ZAMAN, NASIL, NEDEN VE KİM TARAFINDAN KİME KARŞI KULLANILDIĞINI TAHLİL ETMEK YETERLİDİR. AYNI ARAÇ ZALİMİN İŞİNE YARIYORSA MELUN, MAZLUMUN İŞİNE YARIYORSA MASUMDUR.
Bu zaviyeden bakınca hoca efendinin açıklamaları hiçbir zaman masum ve zararsız olmamışlardır. Öylesine yapılan açıklamalar değillerdir. Hem içerik hem de biçim olarak son derece stratejiklerdir. Bunu en başta cemaat goygoyculuğu yapanların görmesi gerekiyor. Gerçi görmüş olsalar goygoyculuk yapmazlar. Taban sürü haline getirilmiştir. “aman hoca efendide mutlaka bir keramet vardır”ları, “sen öyle anladın ama bak aslında hocamız bunları demek istedi”leri yıllarca dinledik. Hala dinliyoruz. Başörtüsünün teferruat olduğu yönündeki izahatlarının tekabül ettiği keramet yalnızca yasağın daha şedit ve etraflıca uygulanması olmuştu. Ya da hoşgörü ve diyalog kerametlerini de yalnızca yahudi çocuklara gözyaşı dökerken gördük. Guantanamo yokmuş gibi davranıp, FBI polislerinin kendi pasaport kontrollerini ne kadar nazik ve kibarca yaptıklarını söylemesinin ardında da bir keramet vardı. Bunca keramete bir türlü müdrik olamadık. 1979 tarihli, 1980 tarihli, 1997 tarihli açıklamalarını, yazılarını çok iyi biliyoruz. 1997de İzmir’de neler olduğunu da, nasıl kerametler gösterildiğini de… Bir takım ‘cemaat goygoycuları’ önce teker teker Fethullah hoca efendinin röportajlarını, yazılarını, demeçlerini okusunlar. Goygoyculuğu bırakıp akıllansınlar. Efendinin ve bilumum efradının Müslümanları ilgilendiren ne kadar kritik süreç varsa hepsinde ya yalçın doğana, ya da aynı ayardakilere nasıl kritik demeçler verdiğini filan öğrensinler. Bugün darbeciler yargılansın diye yürüyen fg ciler var mıdır bilmiyorum ama, önce gidip efendinin darbe şakşakçılığı yaptığı yazılarını okusunlar. 28 şubat sürecinde hürriyetin, milliyetin, radikalin kullandığı tahkir edici dili nasıl 1970lerde bizzat kendisinin kullandığını okusunlar. Sonra gelsinler ‘hassasiyetleri’ konuşalım.
Fethullah hoca ve cemaati ajanlık yapıyor, zalimlerdir demek birinci aptallıktır. Hakperestiz, o şehitlerin verilmemesi için başka yollar arayan akil Müslümanlarız demek ikinci aptallıktır. Hocaefendiye ajan denmediği halde denmiş gibi imalarda bulunmak ve böyle anlamak üçüncü ve zirve aptallıktır. Aslında bütün bu aptallıkları giderebilecek çok basit bir şey söylüyorum. Fethullah hoca ve cemaati LOYALİSTtir (sığınmacı). Bu kadar basit… Kendi çıkarlarını gözeten, kollayan, üstün tutan ve bunlara ulaşabilmek adına ‘himaye kabul eden’, bu himayenin gözetiminde konuşan, çalışan ve bu himayenin niteliğini tartışmayan bir zihniyettir. Yani ‘otorite’ ile iş tutan bir tavır alıştır. Bunun İslam ile, peygamber ahlakı ile alakasının olmadığını ifade etmeye gerek var mı? Demek oluyor ki güzel manzaranın yalnızca kendi baktığı pencereden göründüğünü iddia edenler bizler olmuyoruz. Bunu yapanlar ‘anything goes’ diyerek kolonyalist, emperyalist, terörist çetelerle ağız birliği içine girenler ve bunların propagandalarını güçlendirenlerdir.
Ama bu böyle gitmeyecek. ‘Aman kardeşim ihtilafa düşmeyelim’ diyenler arkamızdan kuyu kazamayacak. ‘Adam cemaat lideri. Bir bildiği vardır. o kadar saygı göstereni var’ denilip sanki biz saygısızlık yapıyormuşuz gibi ağzımız tıkanamayacak. Eğer yenilen herzeleri anlatmak saygısızlıksa evet o saygısızlığı yapacağız. Ama o kadar edeplice saygısızlık yapıyoruz ki, gidip Ergenekoncu ya da siyonist yavşaklara demeçler vermiyoruz. Onların mevzilerinden saldırmıyoruz, bomba atmıyoruz. Kendi içimizde, kardeş bildiklerimize anlatıyoruz derdimizi. Ama boşuna dememişler aptal dostum olacağına, akıllı düşmanım olsun. Kimse bizim aklımızla oynayamaz. Kimse bizi aptal yerine koyamaz. Kimse söylediklerimizin seviyesini tutturamadığı zaman hamasetle suçlayıp bizim seviyemizi aşağı çekemez. Biz neyin, ne zaman, nerde, nasıl, neden ve kime söylendiğini gayet iyi idrak edebilecek yeterlilikteyiz. Her söyleneni kendilerine bir tehdit zannederek ‘cemaat çıkarlarını’ korumaya yaltaklananlar Allah aşkına biraz da Müslüman olmanın izzetini kuşansınlar. Müslüman olmak derken ‘aman üzülüyoruz. Bak yataklara düştük. Gözlerimin pınarı kurudu’ filan gibi zırvalardan bahsetmiyorum. “Hiçbir şey yapamıyorsun, bari kardeşin yere düşerken ayağına takılma”dan bahsediyorum. Bu işi teke tek geyik yapanların rahatlığında kotarabileceklerini zannedenler geçti borun pazarı. Haydi Pensilvanya’ya…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder