sezai karakoç 60'larda aramaya koyulduğu bu sessizliğe ulaşabilmiş midir? insanın karnını içeri çekmesi gibi münzevi adımlar atan, bir nevi hayatını 'içeri çeken' karakoç kapandığı evinde, işyerinde yakalayabilmiş midir bu şehrin sessizliğini? böylesi bir gürültü çağında yaşamak karakoç kadar küçük bir sessizlik arayan herkesin çilesi...
çünkü çevremizdeki hayatın gündeliğine gürültü hakim. insanlar soluk alıp verirken dahi hırlıyorlar. boktan arabalarında cıstak cıstak şarkıcıları bağırtanların gürültüsü var. son model arabaların yoldan geçerken ezdiği fakirliğin, yoksulluğun, dengesizliğin, adaletsizliğin gürültüsü var. alt kattaki komşunun her pazar bangır bangır dinlediği müzikteki düşüncesizliğin, saygısızlığın gürültüsü var. üst kattaki komşunun 'burası benim evim değil mi. istediğim gibi yaşarım. bana kimse karışamaz' diye düşünebilirken 'eğer evin içerisinde sürekli birileri koşarsa, sürekli bir yerlere bir şeyler sürüklenirse aşağıdakilerin kafası şişer, rahatsız olurlar' diye düşünemeyişindeki hödüklüğün, sığırlığın gürültüsü var. siyaset gürültülü, nur serter gürültülü, zengin semtlerin güzel kızları gürültülü, kenar mahallelerin kofti serserileri... kim ne adına konuşuyorsa hepsinin ürettiği tek şey gürültü... bu şehrin gürültüden başka sahip olduğu bir şey, kaçılacak bir köşesi, bir kahvesi kalmamış gibi. ne yapacağız, nereye kaçacağız? bizi kafayı yemekten kurtaracak olan şey ne? onu nerede bulacağız?
gelin bu kentin bütün kahvelerini dolaşalım. bakalım küçük bir sessizlik bulabilecek miyiz.

Bakarsın aradığımız o sessizliği daha doğrusu sükuneti şehrin en kalabalık, en ışıklı, en işlek caddelerin olduğu bir köşesinde bulabiliriz. Belki de bulamadığım, sessizliğin sadece bir notasıdır... Şehrin tüm kahvelerini dolaşamasak da dostların gülen yüzlerinden anılar biriktiririz sükunete dair...
YanıtlaSil